Bu da benden Türkçem

Neden Maddi Destek Vermeliyiz?

Aşağıda, Prof. dr. Mehmet Akşit'in bu konuda yazdığı yazıyı bulacaksınız:

Bu da benden Türkçem

Mehmet Akşit

Türk göçmen çocukların Hollanda’da Türkçesiz büyümeye zorlanmasının etkileri ne olabilir? Aslında Türkçesizliğin bizi nereye götüreceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Bu yazımda bizim çocuklarımızın başrolü oynayacağı Türkçesiz bir Hollanda’yı tanıtmaya çalışacağım. Haydi, şimdi koltuğunuza rahatça oturunuz ve en geç 15 yıl sonra ortaya çıkacak manzarayı seyre dalınız.

1. Suç oranının artması

Kimlik sorunu kişinin kendisi ile barışık olmamasından kaynaklanıyor. İki yıl önce izlediğim bir bilgilendirme toplantısında, birçok suçlu göçmen genç üzerinde inceleme yapmış bir uzman, suç işleyenlerin hemen hepsinde kimlik sorunu olduğunu belirtmişti [1].

Yurt dışında yaşayan Hollandalılara Hollandaca eğitimi veren 200 den fazla okul var. Bu okulların masrafları Hollanda hükümetinden destek alan SNOB vakfı tarafından karşılanıyor. Bakın bu vakıf yurt dışında oturan Hollandalılara ne diyor [2]: “Ana diline egemen olmak insanın kendi kimliğini geliştirmesine yardımcı olur”. Her şey gayet açık: Çocuklarımız Türkçeyi öğrenmezlerse kimlik sorunları ile kıvranacaklar. İstisnalar olsa bile çocuklarımız arasında suç işleme oranı giderek artacak. Günümüzde kimlik sorununu Türklerden çok daha ciddi bir şekilde yaşayan bazı göçmen topluluklarında suç oranın çok yüksek olduğunu zaten gözlemlemiyor muyuz?

2. Okulda başarısızlık

Eğitimciler açık bir şekilde belirtiyorlar [3]: “Bir çocuğun okulda başarılı olması ancak kendine güvenmesi ile olur”. Göçmen çocuklar üzerine araştırma yapan uzman bir psikologun yazdıklarını dikkatle okuyunuz [4]: “Göçmen çocuklara yapılan baskılar ve aşağılamalar, onları olumsuz yönde etkilemekte ve çocuklarda ruhsal sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır”. Çocuklarımızın Türkçeyi düzgün konuşabilmesi onların öz güvenini ve saygınlığını artıracaktır. Böylece çocuklarımız olumsuz baskılardan daha az etkilenerek okulda başarılı olacaklardır.

3. Dil fakirliği

SNOB vakfı bakınız dil öğrenmek konusunda nasıl bir öneride bulunuyor [2]: “Eğer bir çocuk ana diline egemen olursa, diğer dilleri öğrenmesi genellikle çok daha kolay olmaktadır”. Göçmen çocukların ana dilini yok etmek onların bebeklikten beri elde ettiği bilgileri yok ettiği için son derece zararlıdır. şu gerçeği unutmayınız: Eğer çocuğunuz okulda başarısızsa, bunun Türkçe bilmek ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur!

Kanadalı bilim adamlarının yıllar süren araştırmalar sonucunda elde ettiği gerçeklere bir bakınız [5]: “İki dilli çocuklar tek dillilere göre çok daha zeki olmaktadırlar. Ayrıca iki dilli insanların yaşlılıkta bunama olasılığı çok daha azdır”.

4. Boşalan camiler ve kültür merkezleri

Türkçe bilmeyen bir kişinin de Müslüman olabileceğini ve Hollanda okullarında Müslüman din görevlerinin yetişmesi ile birlikte ileride Hollandaca konuşan Müslüman bir cemaatin oluşabileceğini öne sürebilirsiniz. Ancak yıllar ilerledikçe bunun tersini göreceğiz. İşte nedenleri:

Hollanda’da kiliselerin giderek kapılarına kilit vurduğunu biliyoruz. Sadece Hollanda kültüründen etkilenen çocuklarımızın Hollanda’da esen bu inançsızlık rüzgârından nasibini almaması mümkün değil. Ayrıca Hollanda medyasında Müslümanlık karşıtı yapılan yoğun propagandadan Türkçe bilmeyen çocuklarımızın etkilenmesi çok doğal.

İkinci neden, Hollandaca yayınlanan Müslümanlık ile ilgili kitap çeşidinin yeterli olmaması. Mevcut kitapların birçoğu da zaten Türkçe ve Arapçadan tercüme.

Üçüncüsü, Türkçeyi unutmaya zorlanan çocuklarımız aynı zamanda anne ve babalarının dininden de soğuyacaktır. Çünkü çocuklarımız için Türkçeyi unutma olayı, sözgelimi İspanyolcayı unutmak gibi bir olay değildir. Atalarından miras kalan değerleri reddetme olayıdır. Bu miras içinde hiç kuşkusuz inanç da bulunmaktadır.

Türkçesizlikten sadece camiler değil bütün kültür derneklerimiz etkilenecektir. Zamanla Hollanda’da Türk kültürü üzerine sürdürülecek çalışmalar turistlere verilen basit bilgilerden öteye geçmeyecektir.

5. Giderek artan ayrımcılık

Hükümetin ana dilini öğrenme hakkını göçmen çocuklardan esirgemesi, söz gelişi, araba vergisini artırmak gibi bir karar değildir. Eğer demokrat geçinen bir ülkede kamuoyu bu tür yaptırımları normal karşılıyorsa, o ülkenin geldiği aşama alarm zillerini çaldıracak kadar vahim demektir. Çünkü azınlık haklarının esirgenmesi sadece dille kalmayacak, aşağılama, ayırımcılık ve kişisel hakları kısma gibi çeşitli biçimlerde karşımıza çıkacaktır. Zaten son zamanlarda azınlık haklarını hiçe sayan davranışlarla sık sık karsılaşmıyor muyuz? Fikir özgürlüğü bahanesi ile azınlıklara her türlü hakaret yapılmıyor mu? Eğer azınlıklardan bir kişi suç işlerse, sanki o suç bütün azınlıklar tarafından işlenmiş gibi bir tavır takınılmıyor mu? Bu baskılar karşısında inancı ve siyasi görüşü ne olursa olsun bütün göçmenler ve dolaylı olarak tüm Hollanda halkı zararlı çıkacaktır. Bütün bu olumsuzluklara karşı yapılacak en etkin mücadele azınlıkların kendi haklarını elde etmek ve savunmak amacıyla birleşmeleriyle başlar. Bu birleşme olsa olsa ancak Türkçe bayrağı altında gerçekleşebilir. Her türlü siyasi görüsün üstünde olan Türkçe İçin El Ele altında birleşmek tek çözüm yoludur.

Türkçesiz olsak olmaz mı?

“Hollandalılar Türkçe bilmedikleri halde okulda başarılı olmuyorlar mı” diye bir soru aklınızdan geçebilir. “Her Türkçe bilmeyen suç mu işliyor” diye de sorabilirsiniz. Kendinize özgü bir din yorumunuz da olabilir. Elbette herkes doğru bildiğini kendinde uygulamakta serbesttir. Ancak insanın kendisi için istediği kişisel özgürlükler kadar azınlık hakları da kutsaldır. şu gerçeği de unutmayalım. Türkçe ve Hollandaca bilen bir göçmen topluluğun zorla sadece Hollandaca bilen bir topluluğa dönüştürülmesi çocuklarımızın kişiliğinde o denli bir tahribat yapacaktır ki çocuklarımız bu yazıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerden ötürü bilakis her alanda gerileyecek ve hiç bir zaman yerleşik toplumun başarı seviyesine ulaşamayacaktır. Öyleyse kesin bir şekilde “Türkçesiz olsak olmaz” diyebiliriz.

Şurası bir gerçektir ki Türkçe ile donanmış olan çocuklarımız başarılı oldukça, ailelerine, topluma ve insanlığa daha çok hizmet edeceklerdir.

Bazıları kapı kapı dolaşarak Türk velilere: “Nasıl olsa siz evde Türkçe konuşuyorsunuz okulda Türkçe derslerine ne gerek var” diyorlarmış. Eğer dedikleri doğru ise, her yerde sürekli Hollandaca konuşan ve Hollandaca medyayı takip eden çocuklara neden okullarda saatlerce Hollandaca dersleri veriliyor?

Türkçe İçin El Ele hareketi belki de “son barutumuzdur”!

Bir yıl kadar önce ben oldukça karamsardım. Ancak Türkçe İçin El Ele kampanyasının (http://turkce-icin-el-ele.nl) bir çığ gibi büyüyerek yürekleri fethetmesinden sonra artık hiç de karamsar değilim. Daha 10 ay önce bir kişinin başlattığı bu hareket şimdi binlerin soluduğu bir nefese dönüştü. Herkesi kucaklayan ve bilimsel ilkelere bağlı olarak çalışan Türkçe Eğitim Vakfı kuruldu. Bu vakıf Hollanda toplumuna uyumlu, okulda ve toplumda son derece başarılı gençler yetiştirmek için çalışmalarına başladı bile. Birbirinden değerli birçok uzmanımız gönüllü olarak vakfa katkıda bulunuyor. Birleşemez denilen insanlarımız kardeşlik duygusuyla birbirine kenetlendi. Amsterdam, Beverwijk, Den Haag, Drunen, Ede, Eindhoven, Gizle-Rijen, Hengelo, Nijmegen, Oss, Tilburg, Veghel ve Venlo kentlerinde Erzurum ve Sivas kongrelerini aratmayacak coşkunluklar yaşandı. Birçok kent de bu kervana katılmak için sabırsızlanıyor. Okullarla anlaşmalar yapılmaya başlandı. Genel müdür atandı. Yetenekli öğretmen arama çalışmalarına başlandı bile.

Ne kadar destek gerekli

Hollanda Türkçe Eğitim Vakfı’nın yönetim kurulu gönüllülük bazında çalışmalarını sürdürüyor. Ancak, eğitim kalitesinin sağlanması ve denetlenmesi için öğretmenlere belirli bir ücretin ödenmesi kaçınılmaz bir durum. Hollanda’da on binlerce ilkokul çağında çocuğumuz olduğuna göre haftada en az 4 saat Türkçe dersi vermek yüz binlerce Euro para tutuyor. Ancak bu toplanamayacak bir meblağ değil. Diyelim 5.000 kişi ayda 10 Euro verse, yılda 600.000 Euro eder. Gelirimiz ne olursa olsun bu konuda hepimiz bir şeyler yapabiliriz.

Bu da benden Türkçem

şimdi söyleyin anneler ve babalar, Türk göçmen çocukların giderek daha serseri, hırsız, uyuşturucu bağımlısı, çete mensubu olmalarını mı istiyorsunuz? Giderek kendine güvenemeyen, aşağılık duygusu altında ezilen ve bunun neticesinde okulda başarılı olamayan gençlerden mi olmalarını istiyorsunuz? Ne Türkçeyi, ne Hollandacayı, ne de başka bir dili doğru dürüst konuşamayanlardan mı olmalarını istiyorsunuz? Çocuklarımızın zekâlarının gelişmesine engel mi olmak istiyorsunuz? Yanıtınız hayır ise, zaman Bu da Benden Türkçem deme zamanıdır.

Müslümanım diyenler, kültür faaliyetlerine katılanlar, camilerin ve Türk kültür derneklerinin giderek tek tek kapanmasını mı arzu ediyorsunuz? Hollanda’da doğanlar doğmayanlar, bir cemaate mensup olanlar olmayanlar, ideolojik veya siyasi görüşü farklı farklı olanlar, hanımlar, beyler, şimdi söyleyin bana, sizin ve çocuklarınızın giderek aşağılanmasını, ayrımcılığa uğramasını, haklarının ellerinden alınmasını mı istiyorsunuz? Yanıtınız hayır ise, zaman Bu da Benden Türkçem deme zamanıdır.

Dünyanın çeşitli yerlerinde kalbi Türkçe diye çarpanlar. Hollanda da çocuklarımızın giderek Türkçeden uzaklaşmalarına ve başarısızlığa itilmelerine göz yumacak mısınız? Yanıtınız hayır ise şimdi birleşme ve dayanışma zamanıdır. Aşağıdaki web sitesinde nasıl yardım edilebileceği anlatılmış. Haydi, herkes Bu da Benden Türkçem kampanyasına!

http://turkce-icin-el-ele.nl/maddi-destek.html

Kaynaklar

  1. H. Slats, ‘Zijn allochtonen crimineler dan autochtonen?’, TVTA lezing, 24 februari 2002, Enschede.
  2. ‘Schoolvoorbeeld: Informatie over oprichting van een Nederlandstalige onderwijsvoorziening in het buitenland’. Herziene uitgave, Mei 2004, Stichting NOB, Voorburg, Nederland.
  3. S. L. Stolz, ‘The importance of self confidence in performance’, Department of Missouri Western State College, http://clearinghouse.mwsc.edu/manu******s/99.asp
  4. W. Vollebergh, ‘Gemiste kansen. Culturele diversiteit en jeugdzorg', Inaguaral presentation, Katholieke Universiteit Nijmegen (KUN) 2002.
  5. Bialystock, E, ‘Bilingualism May Keep the Mind Young: Knowing Two Languages May Slow Effects of Aging on the Mind’, Psychology and Aging, June 2004; vol 19: pp 290-303. News release, American Psychological Association, my.webmd.com/content/article/88/100087.htm

 KAYNAK:http://turkce-icin-el-ele.nl/

TÜRKÇE İÇİN EL ELE

 

Mehmet Akşit

1988 yılında New York’tan Minneapolis’e

uçuyorum. Yanımdaki koltuğa boynuna

bir portatif teyp, başına da kulaklıklar

takmış genç bir adam oturdu. Teybin sesi

oldukça açık. Dım tıs, dım tıs, dım tıs,

kulaklıklardan dışarı taşıyor. Genç de aynı

zamanda kendini müziğe kaptırmış, elleri

ile bacaklarına vurarak tempo tutuyor: “tik

tak, tik tak, tik taka tak”. İlk yarım saati

“dım tıslar” ve “tik takalar” ile geçirdik.

Sonra genç birden bana doğru dönerek “hi,

how are you doing?” (nasılsın) diyerek

konuşmayı açtı. Ben “iyiyim, ya sen?”

deyince genç meraklı bir şekilde “New

York’lu değilsin galiba” diye sordu.

“Yok, Hollanda’da oturuyorum, Türk’üm”

der demez, genç gözlerini fal taşı gibi

açarak “Yeah, ben de Türk’üm yahu”

diyerek omzuma bir şaplak patlatmaz mı?

Çok şaşırmıştım tabii. Annesi ve babası

Türk’müş. Amerika’ya yerleşmişler.

Çocuklarına Türkçe öğretmemişler.

“Türkiye ile ilgili ne biliyorsun” diye

sorunca genç bir süre kaşlarını çatarak

şündü. Sonra birden heyecanlanarak

yarı Amerikanca yarı Türkçe “tahin

pekmez, tahin pekmez” diye haykırdı.

İkimiz de birden kendimizi tutamayarak

kahkahayı basmıştık.

Bu olay içimde bir takım çelişik

şüncelerin fırtına gibi esmesine neden

olmuştu. Bir taraftan, gayet normal

Amerika’ya yerleşmişler, ne var bunda

diyor, diğer taraftan da bu gencin mutlaka

kaybettikleri bir şeyler olmalı diye ısrar

ediyordum. Yıllar önce yaşadığım ve

sakinleştiğini zannettiğim bu fırtına

Hollanda hükümetinin Türkçe derslerini

kaldırması ile tekrar canlandı. Ama bu

sefer kararlıyım. Türkçenin elden

gitmesinin çok büyük bir kayıp olduğunu

kendime ispat edeceğim. İşte 7 gerekçe:

1. Türkçenin yaygın bir dil olması

Her şeyden önce Türkçe çok geniş bir

alanda konuşulan bir dil. Gittiğim

birçok ülkede Türkçe sayesinde

kurduğum ilişkilerin sıcaklığını hala

içimde duyarım. Örneğin, 1993 yılında

bir davet üzerine gittiğim Sydney’ de,

bir alış veriş merkezinde gezerken,

tesadüfen oradan geçen Türklerle

tanışmış, hemen bir çevre oluşturarak

nasıl saatlerce tatlı tatlı sohbet

etmiştik.

Sadece Sydney’de mi? Hiç unutmam,

1995 yılında trenle Berlin’e

gidiyordum. Karşımda oturan yaşlı

şahıs “yakın zamana kadar

Gürcistan’da oturuyordum” diye söze

başlamıştı. Gürcistan’da asırlardır

yaşayan Alman azınlıklardanmış.

Almancanın yanında hangi dilleri

konuştuğunu sorunca Gürcüce,

Azerice, Kazakça ve Rusça diye

sıralamıştı. Şaşkınlığımı görünce bana

ıklamak zorunluluğunu duyarak:

İkinci Dünya Savaşı’na kadar

Gürcistan’da kendi köyümüzde

yaşıyorduk. Çevremizde hep Azeri

köyleri olduğu için Gürcücenin

yanında Azerice de öğrenmiştim.

Ancak savaştan sonra tüm köy

Kazakistan’a sürüldü. Orada da

Kazakçayı öğrendim. Yıllar sonra

tekrar köyümüze dönmemize izin

verdiler. Almancayı bırakıp tatlı tatlı

Türkçe olarak konuşmamıza devam

ettik. Yaşlı şahıs: “Aslında Kazakça da

Türkçedir. Yumurta yerine cumurta

dersen olur biter”. Ben “oralardan bir

şey özlüyor musunuz?” diye sorunca

yaşlı şahıs gözleri dolarak “özlemem

mi heç, kadim dostluk özlemişem

men” demişti. Berlin’e gelince

birbirimize baba oğul gibi sarılıp

ayrılmıştık.

Son zamanlarda üniversitemize

Kazakistan’dan, Özbekistan’dan

öğrenciler gelmeye başladı. Türkçe ile

çok güzel ilişkiler kuruyoruz. Özbek

öğrencimiz Hamburg’a staja gitmişti.

Stajını tamamladıktan sonra beni

ziyaret ettiğinde: “Hocam, ne güzel,

Hamburg hep kardeşlerimizle dolu,

kendimi hiç yabancı hissetmedim”

demişti.

2

2. Türkçenin Avrupa Birliği’nin ortak

dili olması

Ne var bunda, gittiğin her yerde

Türkçe konuşanları bulmuşsun

diyebilirsiniz. Öyle değil. Dün Leuven

Üniversitesi’nde jüri üyesi olduğum

Filistinli bir öğrencinin doktora

savunmasına katılmıştım. Savunmadan

sonra verilen resepsiyonda orada

okuyan Filistinli öğrencilerle

konuşuyorduk. Filistinli öğrencilerden

birisi “Avrupa Birliği’nin ortak dili

nedir?” diye bir soru ortaya attı.

İngilizce mi? Filistinli öğrenci itiraz

etti. ”Evet, birçok kişi İngilizce biliyor

ama İngilizce okulda öğrenilen bir dil.

Kısacası evde konuşulan ortak dili

kastediyorum”. Sonra biraz da

şaşırarak Avrupa Birliği’nin ortak

dilinin Türkçe ve Arapça olduğunun

farkına vardık. Orta ve Kuzey Avrupa

ülkelerinde en çok konuşulan azınlık

dilinin Türkçe, Güney Avrupa

ülkelerinde ise Arapça olduğunu kaç

Avrupalı politikacı biliyor acaba?

3. Türkçenin ekonomik gücü

Ayrıca Türkçe bilmek Avrupa

Birliği’nin Türkiye ile gelişen ticari

ilişkilerinde de önemli bir rol

oynayabilir. Türkiye’nin şu veya bu,

yüzde yedi civarında büyüme hızı var.

İleride ticari ilişkiler daha da artacak.

Burada yetişen gençler Hollanda ile

Türkiye arasındaki ticari ilişkilerde bir

köprü vazifesi görebilirler. Üstelik

Türkçe bilmek firmaların Orta Asya

ülkeleri ile ilişkilerinde de yararlı

olabilir. Geçenlerde bir öğretmen

dostum anlatmıştı. Türkiye ile yoğun

ticari ilişkileri olan bir firmaya elaman

alınacakmış. Birçok başvurunun

içinden Türkiye ile olan ilişkilerini

göze alarak Türk adayı seçmişler.

4. Türkçenin zenginliği

Türkçe olarak söylenen, yazılan ve

okunan bu kadar eser var. Müziğimizi

ele alalım. Ne kadar çeşitli: Türk halk

müziği, Türk klasik müziği, Türk sanat

müziği, Türk pop müziği. Ayrıca

kantolar, ilahiler ve daha neler, neler.

Bir müziği sevmek için o müziğin

sözlerini anlamak gerekmeyebilir

diyebilirsiniz. Tarkan’ın Avrupa’da

nasıl ün yaptığını buna örnek olarak

verebilirsiniz. Bu iddiaların ne kadar

geçersiz olduğunu yine Tarkan’dan

dinleyin:

“seni gidi fındık kıran, yılanı

deliğinden çıkaran, kaderim püsküllü

belam, yakalarsam..”.

Haydi çevirin bu sözleri istediğiniz

dile, eğer çevirebilirseniz. Hem sadece

Tarkan’dan ibaret değil ki bizim

müziğimiz. Dede Efendimiz var,

Minür Nurettin Selçuk’umuz var, Zeki

Müren’imiz var, Emel Sayın’ımız var,

Aşık Veysel’imiz var, İbrahim

Tatlıses’imiz var, Mahsun

Kırmızıgül’ümüz var, Sezen

Aksu’muz var, var oğlu var.

Edebiyatımız da çok zengin.

Türkçenin inceliklerini kullanarak

edebiyatımız çeşitli konuları nasıl da

işlemiş. Masama doğru yürüyorum.

Elime geçen ilk Türkçe kitabı ıp her

hangi bir yerinden okuyorum:

“Efendim, dostça ve arkadaşça

karşılıklı görüşmeye, sohbet denir”

diyor yazar. Sonra yazar şöyle devam

ediyor: “İnsanı tekâmül

basamaklarında yükselten, içini ışıtan,

aydınlatan, nurlandıran, ona bir

yaşama sevinci veren, onu

güzelleştiren, onu yücelten sohbetlere

gönül sohbeti denir” [4]. Ne güzel bir

yazar, ne güzel bir söz, ne güzel bir

dil.

5. Ana dili eğitiminin önemi

Efendim, Türkçe bilen çocuklar

Hollandacayı zor öğreniyorlarmış.

Göçmen çocukların okullarda

başarısızlığının temel nedeni de

buymuş. Bence Türkçeye karşı öne

sürülen en saçma iddia bu. Önce şunu

anlamamız gerekiyor [1]: Okulda

başarısız olan öğrenciler ailelerinin

sosyal konumundan dolayı mı

başarısızlar, yoksa Türkçe

konuştuklarından dolayı mı? Dünyanın

neresinde kırsal kesimden göç etmiş

ve az düzeyde eğitim almış ailelerin

çocukları, göç ettikleri toplumun

“normal” şartlarında yetişmiş

çocukları ile aynı oranda başarılı

3

olabilmişler? Sosyoloji bilimini

yeniden mi yazmak istiyorlar acaba?

Ayrıca, Hollandacayı ve Türkçeyi su

gibi konuşan binlerce gencimiz var.

Son yapılan çalışmalar, göçmen

çocuklarının üniversite ve yüksek

okullara katılma oranının arttığını

gösteriyor zaten [2]. Üstelik birçok dil

uzmanı da ana dilin kişinin gelişmesi

için çok önemli bir unsur olduğu

görüşünde [3]. Düşünün bir kere,

İngilizceyi bilmem kaç yaşında ikinci

dil olarak öğrenen belki milyonlarca

insan var. Bunlardan birçoğu ilerlemiş

yaşlarında Amerika’ya göç edip

Amerika da en yüksek yerlere

gelebiliyorlar. Hollanda toplumunun

ve dilinin de aynı esnekliği kazanması

gerekir. Eğer Hollandaca sonradan

öğrenilemeyecek bir nesne ise, hemen

ameliyata alınıp düzeltilmesi gerekir.

6. Müslümanlığı Türkçe kaynaklardan

öğrenmenin kolaylığı

Müslümanların içinde Türklerin

önemli bir yer aldığı kesin. Yıllarca

batılılar Müslümanların tümüne Türk

demişler. Türkler Müslümanlığa

gönülden inanmış, Ahmet Yesevi,

Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve

Mevlana gibi ermiş kişilerin

katkılarıyla inançlarını bu güne kadar

sevgiyle taşımışlar. Öyle ki Türkçe,

halkımızın inancını en öz ve en güzel

yorumladığı bir dil haline gelmiş.

Bakın Yunus inancını ne güzel

özetlemiş:

“Severim ben seni candan içeri,

Yolum vardır bu erkandan içeri”.

Sonra Yunus şöyle devam etmiş:

“Beni bende demen, bu ben değilim,

Bir ben vardır bende, benden içeri”.

Dinimizin Türkçe bilenlere öğretilmesi

pek kolaydır. Neden kolaylık varken

zorluğu seçelim?

7. Azınlık hakkı olarak Türkçe

Bir dostuma Türkçenin gerekliliği

üzerine görüşünü sormuştum. Yanıtı

kısa ve açıktı: “Türkçe öğrenmek

senin azınlık hakkın [3]. Eğer

öğrenmek istersen, öğrenebilmelisin”.

Ah elbette, neden Türkçe şu, bu diye

nefes tüketiyorum. Haklarımızı

istiyoruz, o kadar. Sonra dostum şöyle

devam etmişti: “Asimilasyon arzusu

duygusal bir harekettir, rasyonel değil.

Bu duygunun ülkelerine zararlı

olabileceği onları pek ilgilendirmez”.

Öyle ya, biz Erasmus’u, Spinoza’yı,

Huygens’i, Rembrandt’ı, Jan

Vermeer’i, Annie M.G. Schmidt’i,

Harry Mulisch’i, Zangeres Zonder

Naam’ı, Marco Borsato’yu tanıyor ve

takdir ediyoruz. Ama siz bizim ne

kadarımızı tanıyorsunuz? Biz

Türkçesiz yarım insanız diyorsak her

halde bir şeyler bildiğimiz için

söylüyoruz. Ne kadar da az

biliyorsunuz?

Şimdi ne yapmalı?

şüncelerim beni Eindhoven’da öğrenci

olduğum günlere götürdü. Türklere

gönüllü olarak yıllarca elektronik ve

bilgisayar dersleri vermiştim. Bir gün

yardım istemek için Hollandalı bir

yetkiliyi ziyaret ettiğimde, karşımdaki

şahıs ırım gırım ediyor, bütçede parası

olduğu halde yardım etmek istemiyordu.

Dün gibi hatırlıyorum, karşımda oturan

şahısa heyecanla bakarak: “Beyefendi, ben

size bütçenizi amacı doğrultusunda

harcamak için kolaylık göstermek

istemiştim. Ancak, siz yardım etmek

istemiyorsanız hiç önemli değil”. Sonra

elimi cebime atarak cebimdeki üç beş

kuruşu masanın üstüne atmış ve “Ben

öğrenciyim, fakir olabilirim. Boş vaktimde

çalışır, para kazanır ve kazandıklarımı

kardeşlerime bildiklerimi ö

Üçüncü Neslin Türkçesi

Üçüncü Neslin Türkçesi

Dr. Bedir Tekinerdoğan

Bir dil bir insan, iki dil iki insan. Bu kutsal söz dilin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor ve bizim birden fazla dil öğrenmemizi teşvik ediyor. Bu ilkeden yola çıkarlarsa Hollanda toplumundaki Türkler hem Türkçe hem de Hollandaca öğrenerek “iki insan" olacaklardır.

Dil insanlar arası bir iletişim aracı olmakla beraber aynı zamanda kültürü yaşatma ve geliştirme için bir köprü vazifesi oluşturuyor. İnsan, bir kültürün değerlerini, düşünce tarzlarını, kurallarını ancak dil yoluyla öğrenebilir. Dil olmadan kültürün yaşaması oldukça zordur.

Hollanda’ya Türklerin göçü 40 yıl önce başladı. Birinci nesil sadece işçi olarak çalışmak amacıyla davet edildiğinden dolayı Hollanda hükümeti onların Hollanda’ca öğrenmesine gerek duymadı. Misafir işçiler nasıl olsa geri döneceklerdi. Yıllar geçti, birinci nesil dönmedi. İkinci hatta üçüncü nesil yetişti.

Yeni nesillerin yetişmesi ile birlikte göçmenlerin dil kullanımı da değişime uğradı. Doğal olarak birinci nesil Türklerin genelde Hollandacaları hala çok zayıf. Bu nesil aslında tek dille, yani Türkçe ile hayatını sürdürmeye devam ediyor.

Buna karşılık ikinci nesil Türklerin Hollandacaları genelde iyi ve mükemmel olmamakla birlikte kendilerini ifade edebilecek kadar Türkçe konuşabiliyorlar. Aslında bir bakıma evde Türkçe konuşmak zorundalar. Aksi takdirde anne ve babaları ile hiç anlaşamayacaklar. Bu zorunluluk nedeniyle ikinci neslin hala Türk kültürüne bağlı olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda bu nesil Hollanda kültürünü de oldukça iyi tanıyor. İkinci nesil iki dilli olmasından dolayı iki kültürden en iyi bir şekilde faydalanabiliyor. Peki, üçüncü nesil Türklerin anne ve babaları gibi iki dilli olma şansları var mı? Bu hususta iki önemli engel gözlüyoruz:

Birincisi son zamanlarda Türkçeye karsı uygulanan baskıdan kaynaklanıyor. Türkçe öğrenmek uyumu engelliyor bahanesiyle ilkokullardaki Türkçe dersleri kaldırıldı. Öyle ki Türkçe konuşmak adeta bir suç olarak görülmeye bile başlandı. “Türkçe konuşmayın, çünkü Hollandaca öğrenemiyorsunuz ve eğitimde geri kalıyorsunuz” diyerek dil bilim uzmanlarının iddialarına tam tezat çarpık bir mantık yutturulmaya çalışılıyor. Bu engelleme politikasının artık gizli bir yanı da kalmadı. Doğal olarak birçok kişi bu baskıya karşı haklı tepkisini vermektedir. Örneğin Türkçe-için-el-ele kampanyası adı altında (http://turkce-icin-el-ele.nl) Türkçe eğitimin tekrar hatta daha iyi bir şekilde verilmesi için canla başla çalışılmaktadır. Bu kampanya birlik ve beraberlik içinde güçlenerek büyümektedir.

Üçüncü neslin iki dille zenginleşmesine bir başka engel giderek evde az Türkçe konuşulmasıdır. Tahmin ediyorum, bir araştırma yapılmış olsa ikinci nesil Türklerin büyük bir bölümünün, çocukları ile ev içinde Türkçe değil Hollandaca konuştuğu ortaya çıkacaktır. Bunun başlıca nedeni ikinci neslin Hollandacayı genelde Türkçeden daha iyi bilmesinden kaynaklanmaktadır. Doğal olarak bu durumda üçüncü nesil anne ve babaları ile Türkçe konuşmaya gerek duymamakta ve maalesef Türkçeyi ve giderek Türk kültürünü unutmaktadır.

Bu oluşum nesillerin iki dilli yetişmeleri açısından son derece olumsuz bir gelişmedir. Böyle devam ederse üçüncü nesil iki dilli olarak değil sadece Hollandaca ile yetişecek ve iki dil bilmenin avantajlarını kaçırmış olacaktır. İşin kötüsü büyük bir olasılıkla yeni yetişenlerin kişiliklerinde bir takım kimlik problemleri ortaya çıkacak, iddia edilenin tam tersine eğitimde daha az başarılı olacaklar ve hatta olumsuz karakter gelişmesinden ötürü toplumda büyük sorunlar bile yaratabileceklerdir. Üstelik çocuklar engin Türk kültürün değerlerini anlamakta ve öğrenmekte çok zorluk çekeceklerdir.

Çocuklarımızı nasıl iki dilli yetiştirmeliyiz diye sorabilirsiniz. İsterseniz gelin Hollanda hükümetinin yüzde yüz parasal destek verdiği yurtdışına giden Hollandalılar için kurulan Stichting Nederlands Onderwijs Buitenland (http://www.snob.nl) vakfının verdiği tavsiyelere bir bakalım: “Evde Hollandaca konuşun. Çocuğunuza Hollandaca kitaplar okuyun. Kaliteli Hollanda TV programlarını izleyin, çocuklarınız Hollandalı çocuklar ile oynasın… ”. Bu tavsiyeler bilimsel çalışmalara işaret ederek kanıtlanıyor. Hollanda içindeki azınlıklara ise tam tersi tavsiyelerde bulunmaları Hollanda hükümetinin entegrasyon kavramıyla sadece asimilasyonu kastettiği açıkça belli olmuyor mu?

Toplumda başarılı olmak için tabi ki mutlaka Hollandacayı ihmal etmemeliyiz. Ancak görünen o ki, yeni nesiller için asıl problem Hollandacayı öğrenememek değil, Türkçeyi unutmaktır. Bu olumsuz gelişmeler karşısında ne yapabiliriz? Türkçe bizim için vazgeçilmezdir, kültürümüzün, özümüzün aynasıdır. Ne olursa olsun Türkçemizi öğrenmeye ve konuşmaya devam etmeliyiz. Türkçemizi ve Türk kültürünü seviyorsak başka bir çıkar yolumuz yoktur. Sağlam eğitim ve sağlam bir kişilik kazandırmak için evde çocuklarımız ile Hollandaca değil, Türkçe konuşmalıyız. Çünkü iki dil bilerek iki insan olmak var iken, bir dilli bir insan olup fakirleşmek akıl karı değildir.

 

 

kaynak:http://turkce-icin-el-ele.nl/

BİLİNÇLENMEMİZ İÇİN BİRKAÇ RESİM...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ARIYORUM

Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;

Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda
Türkçeden başka dil konuşulmaya diye,
Hatırlayanınız var mı?


Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?


Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?


Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,
Hanımağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkânın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market,
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlân tahtasının billboard, sayı tabelâsının skorboard,
Bilgi alışının birifing, bildirgenin deklârasyon,
Merakın uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde wellcome,
Çıkışında, good-bye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin, duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?

İş hanımızı plâza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekâlayı, oluru okey diye söyleyeniniz var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, nes-kaaave içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı....
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?

 

 

KARAMANOĞLU MEHMET BEY